İnsan doğasının ne olduğu, felsefenin en kadim ve tartışmalı sorularından biridir. Thomas Hobbes, 17. yüzyılda bu soruya oldukça radikal ve karamsar bir yanıt vermiştir. Onun “doğa durumu” ve “toplum sözleşmesi” kavramları etrafında şekillenen insan anlayışı, sadece bireysel özellikleri değil, aynı zamanda siyasal yapının temelini de anlamaya yöneliktir. Hobbes’a göre insan, düzenin yokluğunda tehlikeli ve yıkıcı bir varlıkken; aklı sayesinde düzeni yaratma kapasitesine de sahiptir.
Hobbes’un insan anlayışı, insanın doğasına ilişkin varsayımlarla başlar. Ona göre insanlar doğuştan birbirine benzer; bedensel ve zihinsel açıdan aralarında çok büyük farklar yoktur. Bu eşitlik, beraberinde bir tehdit doğurur çünkü aynı hedeflere yönelen eşit güçler arasında çatışma kaçınılmazdır. Hobbes’un “doğa durumu” adını verdiği bu ortam, yasal otoritenin, kuralların ve güvenlik garantilerinin olmadığı bir durumdur. Burada herkesin herkesle savaş içinde olduğu bir kaos hüküm sürer.
Hobbes, insan davranışını üç temel güdüyle açıklar: rekabet, güvensizlik ve şan arzusu. Rekabet, kaynakları ele geçirme arzusundan doğar; güvensizlik,
başkalarından gelebilecek tehditlere karşı saldırgan bir tutumu beraberinde getirir; şan arzusu ise bireyin saygı görme ihtiyacından kaynaklanır. Bu üçlü, insanı sürekli çatışmaya ve saldırıya yönlendirir.
Ancak Hobbes için insan sadece içgüdülerle hareket eden bir varlık değildir. Akıl da insanın doğasının bir parçasıdır. İnsan, sürekli tehdit altında yaşamaktansa güvenli bir toplumsal yaşamı tercih edebilir. Bu noktada devreye “toplum sözleşmesi” girer. Bireyler, doğal haklarının bir kısmından feragat ederek güçlü bir otoriteye – yani egemene – yetki verirler. Böylece düzen sağlanır, bireylerin can güvenliği garanti altına alınır ve toplumsal yaşam mümkün hale gelir.
Hobbes’un insan anlayışı, bireyi hem yıkıcı hem de kurucu bir varlık olarak tanımlar. Doğa durumunda insanın içgüdüsel yönü öne çıkar ve bu durum onu yıkıma götürür; ancak akıl sayesinde insanlar bir araya gelip düzeni kurabilir. Bu bağlamda Hobbes, insan doğasını anlamanın, devletin doğasını anlamaktan ayrı düşünülemeyeceğini ortaya koyar. Onun düşüncesinde siyaset, insanın doğasına karşı bir korunma mekanizması değil; doğasının akıl yoluyla dönüştürülmüş halidir. Bu yönüyle Hobbes’un insan anlayışı, modern siyaset felsefesinin temel taşlarından biri olarak görülmeye devam etmektedir.