Modern toplumların en çarpıcı özelliklerinden biri, bireylerin her geçen gün daha fazla izleniyor olmasıdır. Güvenlik kameraları, kredi kartı işlemleri, internet tarama geçmişi, sosyal medya etkileşimleri ve cep telefonlarının konum servisleri… Tüm bu araçlar, bireylerin sürekli gözetlendiği bir toplum yapısının inşasına katkıda bulunur. Bu yapıya “gözetim toplumu” adı verilir.
Gözetim toplumu, yalnızca devletin vatandaşlarını izlemesi anlamına gelmez. Aynı zamanda özel şirketlerin, dijital platformların ve hatta bireylerin birbirini denetlemesine kadar uzanan çok katmanlı bir gözetim sistemidir. Artık gözetim yalnızca fiziksel mekânlarda değil, dijital ortamlarda da süreklilik kazanmıştır.
Bu kavramın temel teorik kaynaklarından biri olan Michel Foucault, gözetimin bireyler üzerindeki etkilerini açıklarken panoptikon metaforunu kullanır.
Panoptikon, ortasında bir gözlemci kulesi bulunan ve hücrelerin dışarıdan tamamen görülebildiği bir hapishane tasarımıdır. Bu düzende mahkûmlar izlenip izlenmediklerini bilmezler, fakat her an izleniyormuş gibi davranmak zorunda kalırlar. Foucault’ya göre modern toplum da tıpkı bu şekilde işler: Bireyler, görünmeyen bir otoritenin bakışı altında olduklarını varsayarak kendi kendilerini denetlerler.
Günümüzde gözetim yalnızca disiplin ve ceza amaçlı değil, ticari nedenlerle de uygulanmaktadır. Alışveriş alışkanlıklarımız, dijital reklamlara verdiğimiz tepkiler, sosyal medyada ne kadar vakit geçirdiğimiz gibi veriler, devasa veri merkezlerinde toplanır ve işlenir. Sosyolog David Lyon, bu durumu “veri gözetimi” olarak tanımlar ve modern toplumun artık bir “gözetim kapitalizmi” içinde işlediğini savunur. Yani bireyin özel hayatı, algoritmalar aracılığıyla analiz edilerek ekonomik kazanca dönüştürülür.
Bu gelişmeler, mahremiyetin anlamını da kökten değiştirmiştir. Artık bireyler, kendi verilerini kimin topladığını, nasıl işlediğini ve nerede sakladığını çoğu zaman bilmemektedir. Sosyal medya platformlarında gönüllü olarak paylaşılan bilgiler, gözetimin yalnızca yukarıdan aşağıya değil, yatay bir biçimde de işlediğini gösterir: İnsanlar birbirlerini izlemekte, puanlamakta ve denetlemektedir.
Sonuç olarak, gözetim toplumu bireyin özgürlüğü ile güvenliği arasında ince bir çizgi çizer. Bir yandan daha güvenli bir yaşam vadederken, öte yandan mahremiyetin ve bireysel özerkliğin sınırlarını daraltır. Bu nedenle gözetim toplumunu anlamak, sadece teknolojik değil, aynı zamanda etik, sosyolojik ve politik bir meseledir.